Bir İttihatçı olarak Deniz Gezmiş
Bu yılın mayıs aylarında Deniz Gezmiş ve Türkiye’de yaşanan 1968 meselesi çok tartışıldı...
Ben de “Denizlerin yolu bizi nereye götürür?” ile başlayan bir seri makale yazdım. Epey de cevap geldi...
Medyada direkt ben “Deniz Gezmiş ulusalcıydı” demişim gibi bir imaj oluştu ya da öyle anlaşıldım... Gezmiş’e bugünkü spesifik anlamıyla ulusalcı denemez. Ben de hiçbir yazımda bunu böyle ifade etmedim. Böyle demek anakronizm olur. Halil Berktay da bu bağlamda iki yazısında beni uyardı. Bugünkü ulusalcılık doğrudan Deniz Gezmişlere yüklenemez. Dolayısıyla olguların embriyonik başlangıçlarıyla olgun biçimlerini özdeşleştiren, süreçleri gözardı eden bir tavırda olmamak gerekir. Buna tamamen katılıyorum.
Öte yandan genel sözlük anlamıyla Denizlere ulusalcı ya da milliyetçi elbette denilebilir. Zaten Deniz Gezmiş ve birçok arkadaşı da bunu inkâr ediyor değildi. Bilakis övünerek kendilerini milliyetçi ve Kemalist olarak adlandırıyorlardı. Bugünün ulusalcılığının oluşumunda da bu “68 ruhu” tohumlardan biridir. Günümüzdeki spesifik anlamıyla ulusalcılığın embriyonik başlangıç formudur Denizlerin devrimci-milliyetçi ideolojik yapısı. Buna hiç kuşku yok...
Sol içindeki milliyetçilik meselesinin Türkiye’yi de aşan boyutları var. Bu meselenin doğrudan doğruya Lenin dönemine hatta Marx ve Engels dönemine kadar uzanan kökleri var. Halil Berktay buna da kendi köşesinde girmeye çalıştı. Fakat sosyalizmin Türkiye’deki mirasıyla bile doğru düzgün yüzleşemeyen Türk solu, evrensel manadaki bu hesaplaşmaya hiç hazır değil. O sebeple Berktay’ın yazdıkları görmezden gelindi... Berktay, kendini liberal geleneğe ait hisseden ve sola dışarıdan eleştiriler yapan biri de değil. Komünist bir aileden geliyor, babası TKP’nin önde gelen üyelerinden. Hâlâ da kendini solda tanımlayan bir entelektüel... Fakat Berktay’ı dinlemeye ne gerek var, ona da “neo-liberal” deyip geçmek varken değil mi?
Türkiye bağlamına yeniden dönelim... Evrensel manada sol geleneğin özünde olan problemler bir yana, Türk sol geleneğinin genetik temellerinde olan başlıca bir hastalık var. Bu hastalığın adı: İttihatçılık
Deniz Gezmiş’e ilişkin adil ve dürüst bir okuma Gezmiş’in ideolojik açıdan bu genetik temele son derece sadık bir figür olduğunu size zaten gösterir. Gezmiş’in ailesi de özel olarak o geleneğe, önce İttihatçılığa sonra da Kemalizme bağlı bir aile. Mesela bir Hüseyin İnan’ın ailesi öyle değil. Kızılbaş ve Kürt bir aileden gelen İnan’ın öyle olması da düşünülemez zaten.
Dolayısıyla Gezmiş’in ideolojik kökünde İttihatçılık ideolojisini görmek mümkün. Fakat Gezmiş bunu, adını koyarak savunan biri miydi? Kendince İttihat ve Terakki Partisi’ni benimsediğini beyan ediyor muydu?
Okumalarımdan tam olarak bunu çıkaramamıştım. Böyle net bir olay, bilgi yoktu. Zaten var olanların da yazılacağını pek düşünmüyorum. Bu bağlamda Deniz Gezmiş’in arkadaşı, Gezmiş ile Mamak cezaevinde üç ay kadar yatmış olan o dönemin devrimci aktörlerinden biriyle bağlantıya geçtim. Ona bu soruyu sordum... Gezmiş İttihat-Terakki’yi benimsiyor muydu? Daha açığı Deniz Gezmiş o anlamda bir İttihatçı mıydı?
Cevabı “Kesinlikle evet” oldu... Mamak’ın koridora bakan hücrelerinde ayrı odalarda birbirlerinin yüzlerini görmeden bu konuyu konuştuklarını belirtti...
Deniz Gezmiş İttihatçıları benimsiyordu. Elbette Gezmiş’in İttihatçılar içinden kendine yakın hissedeceği biri olacaktı. Kendiyle özdeşleştirebileceği bir figür, bir sembol isim muhakkak vardı...
Dünyadaki devrimci önderlerden Ernesto Guevara da, Gezmiş’in tek geçtiği bir sembol isimdi... Benimseyip, örnek aldığı bir devrimci ikondu... Guevara her açıdan tavizsiz bir tipti, Gezmiş de öyle... Gezmiş birçok anıda gururla anlatıldığı gibi uzlaşmaya yanaşmaz, gerektiğinde valinin ya da rektörün masasına yumruğuna vurur camı kırardı... Guevara da Gezmiş de politika düşünmeden, hesap kitap yapmadan, strateji ve taktik gütmeden saf ve kesin inanç ve amaç sahibi olan adamlardı... Bu inanç ve amaç uğruna yapılacak her şeyi mubah görüyorlardı. Ne gerekiyorsa da yapacak –ve de yapmış- bir gözükaralığa sahiptiler... Hem kendi canını hem de başka insanların canını bu amaç uğruna feda etmekten çekinmeyecek bir adanmışlıkları vardı...
İttihatçılar içinde bu figür kim olabilirdi? Aldığım cevap beni şaşırtmadı... Aynı adanmışlıkta bir adam. Aynı saf ve kesin inanç sahibi bir adam... İnandığı dava ve amaç uğruna her tür yöntemi mubah gören bir adam... O dava için yapılabilecek her şeye hazır, gözükaralığa sahip bir adam... Kendi canını da başkalarının canını da gözünü kırpmadan feda edebilecek –ve de etmiş- bir adam... Kim acaba?
Haftaya devam edeceğiz...
Reklam Alanı
http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/
Bu yazı 13/05/2009 tarihinde eklenmiştir.