Son Dakika: 38 YIL GEÇTİ ACILAR HALA TAZE
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim

Kürşad BUMİN
Gazeteci Yazar
kbumin@yenisafak.com.tr

Bir kere daha: Demirel ve idamlar


Bir kere daha: Demirel ve idamlar

Sabah gazetesinden Ergun Babahan, Hürriyet gazetesinde yer alan "Bayram sohbetleri"nin birine konuk olan Süleyman Demirel'in Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına ilişkin bir soruya verdiği cevabı merkeze alarak "Elinizde kan izi var Süleyman Bey" başlıklı bir yazı yayımladı. Demirel'in söz konusu açıklaması şöyleydi: "O bizim elimizde değildi, bizim işimiz değil o. O günkü hadise anarşinin başlangıcıydı. Anarşinin başlangıcında Meclis eğer o görevi yerine getirmese, askerler zaten yapacaklarını yapacaklar. Biz rejimle Meclis'i kurtarmaya çalışıyoruz. Bugün tamamen başka."

Babahan, Demirel'in 12 Mart'ta muhtırayı görüp "kaçtığını" ve demokrasiyi korumadığını hatırlatıp sözü Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına getirerek şöyle diyordu: "Ölümün sözcülüğünü yaptınız. Demokrasiye ihanet ettiniz,. Biraz dik dursaydınız, akıbetleri hakkında karar verdiğiniz gençleri koltuğunuz kadar sevseydiniz, o kararlar o Meclis'ten çıkmazdı. Oylamada grubunuzun idama 'Evet' deyip demediğini denetlemek için bir yandan ölümleri onaylamak için elini havalara kaldırdınız, bir yandan da vekillerinizin ne oy verdiğini kontrol ettiniz."

Babahan önceki günkü köşesinde de, bu yazısı üzerine Demirel'den gelen mektubu yayımladı. "Teessüflerimle" diyerek biten dikkate değer bir mektup bu doğrusu. Şimdi de bakalım bu mektup ne anlatıyor:

Önce mektubun genel havasına ilişkin bir değerlendirme: Mektupta doğrularla yanlışlar, samimiyetle kurnazlık yine bir arada... Demirel böyle bir siyasetçi. Dinleyene bazen (yasaklı olduğu bir dönemde yaptığı bir salon konuşmasında şahit olduğum gibi) "Muhteşem! Perikles'in söylevinin benzeri bir konuşma!", bazen de "Bu kadar çok laf hiçbir şey söylememek için nasıl bir araya getirten" dedirtmeyi beceren bir siyasetçi o.

Tıpkı mektupta olduğu gibi.

Önce –haklı olarak- 1965-71 yılları arasında başında bulunduğu siyasi partinin nasıl tek başına iktidar olarak hangi başarıların altına imza attığını, nasıl demokrasi dışı yöntemlerle 12 Mart muhtırasına gelindiğini ve hükümetinin istifa etmek zorunda kaldığını açıklıyor, sonra da Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararlarının Meclis'ten geçmesi sırasında "Evet" için ağırlığını koyan kendisi değilmiş gibi "Biz (...) Sayın Erim ve Sayın Melen Hükümetleri'nin icraatlarının hiçbirisinin sorumlusu değiliz. Veyahut o dönemlerde olup bitenlerden de sorumlu değiliz" diyerek ak kaşık gibi işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Demirel'in idam kararlarının Meclis'te görüşülmesine ilişkin şu sözleri ise, sırasında göklere çıkardığı TBMM'nin gücü hakkındaki aslında ne derece "şüpheci" olduğunun güzel bir kanıtı:

"...idam kararları Meclis'e gelir. TBMM, bu kararların temyiz mercii değildir. TBMM, mahkeme değildir. Sadece, kararı tasdik eder. Geri çevirdiği hemen hiç görülmemiştir."(!)

Şahitsiniz, şimdi de idamlara "Evet" demenin ve dedirtmenin günahını "teamül"ün üzerine yıkma kurnazlığı.... Madem ki milletvekilidir, o halde görevi "kararı tasdik etmek"ten ibarettir.

Mutlaka siz de hatırlıyorsunuzdur: Demirel bugüne kadar Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarıyla ilgili sorulara birçok kere muhatap oldu. Ama her seferinde –bu "mektup"ta da görüldüğü gibi- "kaçamak" cevaplar yetiştirmeye çalışmakla yetindi. Onun bu "direncini", doğrusu, bugüne kadar karşılaştığımız sevaplarıyla yan yana getirince onun adına üzülmüyor değilim. Görülüyor ki, Demirel bu sorulara cevap verirken, birkaç yıl önce gazeteci Türey Köse'nin "Ölüme oy vermek" adlı kitabında da sözünü ettiği "hikmet-i idare"ye aykırı bir laf etmekten çekiniyor.. Oysa o da hiç değilse, bazı yakın arkadaşlarının (Nahit Menteşe, İsmet Sezgin gibi) yaptığı gibi, kullandığı "Evet" oyu için bir biçimde pişmanlığını belirtse fena mı olur? Onun sorumluluğu-sorumsuzluğu tabii ki "Evet" oyu kullanan 276 milletvekilininkinden (ve de o gün genel kuruldan kaytaran 115 milletvekilininkinden) daha çok. Ama olsun; pişmanlığını belirterek "Hayır" diyen 45 milletvekilinin şanına ortak olamasa da, hiç değilse -tam da Saddam'ın mide bulandırıcı idam görüntülerinin dolaşımda olduğu şu günlerde- vicdanlı birisi olduğunu bu vesileyle hatırlaması kendisi açısından iyi olacaktır.. Hem böylece, ikide bir karşılaştığı ve altından kalkabilmek için kırk takla attığı "münasebetsiz sorular"dan da kurtulmuş olur.

Reklam Alanı

http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/

Bu yazı 13/05/2009 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Bir kere daha: Demirel ve idamlar

Yazarlar

Cengiz ÇANDAR

68 kuşağı, Deniz Gezmiş, biz, hepimiz
 

Hasan CEMAL

Deniz Gezmiş’lere mısır patlatır gibi bomba patlattıranlar...
 

Doğan AVCIOĞLU

GERİLLA
 

Oral ÇALIŞLAR

Baki Tuğ ve Deniz Gezmiş...
 

Güneri CİVAOĞLU

DENİZ GEZMİŞ'İN "BİLİM " VASİYETİ
 

R.Ozan KÜTAHYALI

Bir İttihatçı olarak Deniz Gezmiş
 

Engin ARDIÇ

DENİZ GEZMİŞ MODASI
 

Kürşad BUMİN

Bir kere daha: Demirel ve idamlar
 

Nazlı ILICAK

DENİZLERİN İDAMINDA SORUMLU DEMİREL DEĞİL...
 

Ergün BABAHAN

Elinizde kan izi var Süleyman Bey
 

Uğur MUMCU

ASILDIK EY HALKIM UNUTMA BİZİ ...
 

Taha AKYOL

Deniz Gezmiş efsanesi
 

Ertuğrul ÖZKÖK

Deniz Gezmiş’i milli irade astı